Ankara'ya bundan 20 yıl önce bu zamanlar ilk kez gelmiştim. Kampüste, çam ağaçlarının gölgesinde, daha Ağustos'un başında bozkıra çoktan yaklaşmakta olan güz ayazının ayak seslerini duymuş ve ürpermiştim. Fakülte binalarının sıvasız, brütalist, beton "estetiği" gerçekten de kalbimi kırmıştı; kalbimin çıplak beton görmeye dayanamadığını ilk kez o zaman anlamıştım.
Ankara 20 yıl boyunca beni hiç heyecanlandırmadı. Ve bu yüzden hayatta heyecan dışında pek çok duygunun sevgiye kapı araladığını Ankara sayesinde keşfettim: sürprizsizlik, tahmin edilebilirlik, düzen, sakinlik, yeraltına inmiş alternatif kültürler…
Romantize edilemeyen her şey gibi Ankara da "neyse o" olmanın kapı gibi omurgası üzerinde yükselen dev bir terminal oldu hayatımda. Önce üniversite terminali, sonra memuriyet, sonra bir sonraki adreslerimi beklediğim terminal, sonra onların dönüşünde vardığım terminal.
Ankara, hep bir şeyleri beklediğim, beklemekle yaşamanın iç içe geçtiği bir kent oldu.
AŞTİ'nin yine brütalist tarzda delikli metal banklarında, Esenboğa'nın dış hatlarının tüm büyükşehir havaalanlarından daha küçük ve tenha oluşunun güzelliğinde, buraya bakarlar reklam anonslarının reklamını yaptığı kiralık reklam alanlarının asla o beklenen reklamlarla dolmamasının hafif hayal kırıklığında, taksi çağırma butonlarının konforunda, arka cebimde yıpranan pembe bir EGO kartında kredi kalıp kalmadığını bilmeme telaşında... Ankara bana hiç bitmeyecek bir kuru iklim sevgisi de aşıladı, yönümü tayin ederken Ankara'nın serin yaz gecelerini bir kıstas olarak alıyorum artık. Suyunu bilemem ama şu bir gerçek ki Ankara havası benim iklimim oldu.
Bu arada geleceğin çoktan geldiğini hiç anlamadığımı fark ediyorum. Hâlâ gelmediğini hissettiğim o gelecek, buraya ilk kez gelen 17 yaşındaki kız için kaç kez gelmişti bu 20 yıl içinde acaba?
Okulu bitirdiğinde gelmiş olmalıydı, ya da artık Buraya Bakarlar posterlerini hiçbir yerde göremediğinde, artık arka cebinde bir EGO kartı olmadığında, bir gün kırmızı İkarus otobüslere son kez bindiğinde, Küçükesat'taki çatı katı, çıtı pıtı dairesini boşalttığında...
Artık, şehre batıdan geliyorsanız, Ankara tabelasına komşu bir yerlerde yaşıyorum; batı cephesini usul usul genişletmekte olan beton bitki örtüsünün içinde bir yerlerde, tam sınırda.
Gelecek geldiğinde, beni bu defa kaçırmasın diye.
17 yaşımın anısına...